Sabahın o ilk ışıkları E-5’in üstünden süzülürken, Çobançeşme kavşağında duran arabaların sesi bile yavaşlıyor; ben ise hâlâ dilimdeki tatlı acıyı unutamıyorum. Seni dudaklarımdan aşağı kaydırırken, biraz tuzlu, biraz şekerli o izi bırakan şey aslında üniversitenin uzun koridorlarında öğrendiğim en büyük ders: acele etmeden, her damlayı hissettirerek tatmak.
Şirinevler Metrosu’nun son vagonunda, Bahçelievler’e doğru süzülürken bile aklım hâlâ o anın içinde; seni sıcak nefesimin arasında eritip, sonra yavaşça yeniden toparlamak. Bu gece sadece saatleri saymayacağız, dakikaları tadacağız.
Atatürk Havalimanı’na en yakın köşedeki rezidansımda, metroyla gelip 15 dakikada beni bulabilirsin; kalanını ise birlikte sayarız.
